Hakkımda

divider

Bad-ı sabahtan aldığımız kaderimizde, gözyaşı hep kederden değildi elbette. ‘Özlerim gitme.’ diyecek yâri bulma ümidiydi bizim için müzik. Neşeli günlerimizin yerini alsa da zulüm, ellerin ne dediğini umursamadan sevdaya düştük, şükrettik. Belaya da yalnızlığa da korkusuzca “gel” dedik. “Ah bu gönül işleri,” hançerimizi titretti, bağlamaya tezene, üstatlara talebe olduk. Ruhumuzu kattık türkülere. Nefes nefes işledik yaşamı, kah güldük kah yolunu beklediğimiz vefasız için gözyaşı döktük. Lakin hiç vazgeçmedik dürüstlükten. Verilen sözün ağırlığını her daim göğüs kafesimizde taşıdık.

İnsanın hayattaki rolüne kendinin yazdığına inandık. Ya gecenin karanlığında kaybolacaktık ya da geceye inat sözümüzün eri olacaktık. Geldiğimiz yerin ağır sorumluluğunu anamızdan yadigar bir muska gibi taşıdık boynumuzda.

Kurtlar sofrası dedikleri bu alemde bir tek; kişiliğimizle, sazımızla, sözümüzle bizi dinleyenleri yanıltmaktan endişe ettik.

Dünya malının dünyada kaldığını, aslolanın geride temiz bir isim bırakmak olduğunu hiç unutmadık. Ailenin kıymetine ve kutsallığına halel getirmedik hiç. Doğduğumuz toprağın geleneğinden beslendik. Sadece iyinin ve doğrunun tarafında olduk. İstedik ki kalbimizi dağlayan noktaları herkes duysun, istedik ki yaraya merhem olsun sesimiz.

İnsanın hayatı meşrebince yaşadığına şahit olduk defalarca. Bizim meşrebimiz haktan, adaletten, vicdandan yanaydı. Lakin kınamadık kimseyi, “kardeşini ayıplayan kimsenin o ayıbı yaşamadan ölmeyeceğine” inandık.

Kanadı gümüşlü kuş oldu sesimiz kimi zaman, kimi zaman gözleri güneşli güzele yandı içimiz, sümbüllü bağların, üç top gülün sızısını taşıdık sözlerimizde. Uzundu yolumuz , meşakkatliydi elbette. Yorulduk; ama tükenmedik hiç. Bizden çok daha kudretli, bizden çok daha adaletli, merhametli, kimsesizlerin kimsesi, kapısına geleni geri eli boş çevirmeyenin ezelden aşığıydık nihayetinde.

Kendimiz, değerimizi en önenlisi haddimizi bildik. İşimizin ehli olmayı ustalardan öğrendik . İyi olan her şeye kulak verdik, ses verdik gücümüz yettiğince.

Sahnenin üzerindekilere sunduğu pırıltılı oyunun geçiciliğini, paranın hükümdarlığının yalnızca üç gün sürebileceğini küçük yaşta öğrendik. Hamd ettik.

Onca seneye rağmen daha yolun başında olduğumuzu, söylenecek çok sözümüz olduğunu hep bildik. Bundandır çalışmaya, öğrenmeye yılmadan devam etmemiz.